Merkezden ayrılıp ilkbaharda sapsarı açan mimoza çiçekli yolu takip ederek, rüzgârın enerjiye dönüştüğü tepenin eteğindeki sörf merkezine ya da tam karşısındaki plaja gitmek tercihinize kalmış. Plaj boyunca hafif engebeli tepeleri aşarak pek çok sakin koy da keşfedebilirsiniz.
Alaçatı plajı yaklaşık 15 yıldır sörfçülerin uğrak yeri. Nisan-Kasım ayları arasında en yoğun dönemini yaşıyor. Bu denli tercih edilir olma nedeni ise sahilden yaklaşık 700 metre mesafeye kadar derinliği bir metreyi geçmeyen kum bir sahile sahip olması. Bu sayede yüzme bilmeyenler bile rüzgâr sörfü öğrenebiliyor. Bir diğer önemli özelliği de plajdaki tesisler sayesinde her türlü malzemenin ve ders alma imkânının bulunması.
Akşamı dilerseniz merkezdeki restore edilmiş cumbalı eski evlerin bahçesinde ya da içine yerleştirilmiş restoran ve kafelerde geçirebilir, dilerseniz Alaçatı’nın uzantısı Mersin Liman mevkiindeki çipura çiftliğine gidebilirsiniz. Her tür taze balık ve deniz ürününün bulunduğu bu mekânda, mevsiminde ise küçük körpe sakız enginarından yapılan çeşitlemeleri yemeyi de ihmal etmeyin.
Pencerelerinde hala sakız işi dantel perdelerin sallandığı, kat kat beyaz badanalı, aydınlık yüzlü taş evleriyle dolu Alaçatı sokaklarına gelişigüzel dalmalı, gezmeli, tozmalı, fotoğraflar çekmeli, ninelerle selamlaşmalı ve sonra gelip bir kahvesine çöküp, mavi gözlü bir Rumeli geçmişli dedesiyle sohbetlere dalmalısınız. Ve tüm bunları kaybolmuş bir gezgin gizemiyle veya sadece çocuksu bir merakla yapmalısınız.Sekiz bin kişilik Alaçatı, kendine bağlı Germiyan, Ildırı ve Karaköy ile birlikte İzmir Çeşme'ye 8.km. uzaklıkta gizli bir güzellik yuvasıdır. Eskimiş tadıyla Alaçatı'nın dar ve Arnavut kaldırımlı sokakları ve ekâbir evleri tamamen Ege mimarisinin estetiğini yansıtır. Sade, yalın, beyaz ve taş ağırlıklı bir doku vardır burada... Hemen sokakların içine dalıp kaybolma isteği kabarır içinizde. Son birkaç yıldır İstanbullular'ın da gözdesi haline gelen ve eski taş evleri kapış kapış satılarak, restore ettirilen Alaçatı, bir tarih, dağ, deniz ve sörf cennetidir. Alaçatı'nın yüzlerce yıllık kimliği, içinize işleyen sımsıcak bir türkü gibidir. Hele, her ulustan ve yaştan sörfçülerin, rengârenk sörfleriyle bir çiçek bahçesine dönüştürdükleri Alaçatı koyu, yalnız Çeşme ve Ege'nin değil, ülkemizin görülmesi gereken başlıca ilginç yerleri arasına girmiştir.
SİT alanı çerçevesinde, koruma altına alınan Alaçatı, eski taş binaları, meydanı, çarşısı ile ilginç, gezip görülmeye değer bir beldedir. Alışveriş imkânı vardır, cumartesi günleri pazarı kurulur. Çeşme ve İzmir'e devamlı minibüs, otobüs servisi ile bağlıdır. Alaçatı'nın rüzgârı boldur, eksik olmaz. Körfez içinde denizi dalgalandırmadığı için, son yıllarda burası yerli ve bilhassa yabancı sörfçülerin mekân tuttuğu, pek rağbet ettiği bir yer haline gelmiştir. Limanın altındaki burunda onlara hizmet veren tesisler vardır. Rengârenk yelkenleri ile bilhassa sığ alan üzerinde, mekik dokur gibi oradan oraya uçarcasına giden, türlü gösteriler yapan sörfler hemen dikkatinizi çeker.
Alaçatı, cumartesi günleri inanılmaz kalabalıktır. Çünkü cumartesileri pazar kurulur. Her bakımdan üstün ve bol çeşitli pazara, çevre ilçelerden çok sayıda insan akın akın gelir, aynı gün antika pazarı kuruludur. Alaçatı'daki herkes çok marifetli. Takı satıcılarının bütün ürünleri ince bir zevki simgeliyor. Urla keteninden üretilmiş güzellikleri almasanız da görmüş olun. Sokak aralarında birçok yerde sanatçıların, ressamların hünerlerini sergileyip satış yaptıkları birçok dükkân var Alaçatı'da. Yine İstanbullular'ın ve yazlıkçıların yöreye akını sebebiyle, pek bir kalabalık vardır. Hepsi toplanınca, Alaçatı sokakları yürünmez olur. Alaçatı mahalle ve sokak isimleri, en az yüz yıllıktır. Hacı Memiş Mahallesi, Şeftali sokak, Nuriye sokak, Cemaliye sokak, Mehtap caddesi, İtidal sokağı gibi...
Türkiye’nin en güzel küçük otelleri artık Alaçatı’da. Birçoğu 150 yıl öncesinden kalan taş evlerin restorasyonuyla oluşan bu otellerde eskiyle yeninin uyumu insanı büyülüyor adeta. İşletmeciliğe değen kadın eli sayesinde bu oteller, Alaçatı’nın yerel tatlarıyla donatılmış kahvaltı hizmeti sunuyor misafirlerine. Ev reçelleri, yalnızca Yarımada’da yetişen hurma zeytin, köy yumurtası ile unutulmaz kahvaltılar sunuluyor Alaçatı otellerinde.
Eğer bir gün yolunuz düşerse Alaçatı’ya, yaşınız kaç olursa olsun, yediden yetmişe her yaşta gence hizmet vermeye hazır sörf okullarına uğramadan geçmeyin. Çarşısında şöyle bir dolanırken sakızlı, limonlu dondurmasını, sakızlı muhallebisini yememezlik etmeyin. Kara fırınlarından köy ekmeğini, Cumartesi pazarından izmir tulumunu, liman ovası domatesini, beyaz soğanını tatmazsanız mutlaka pişman olacağınızı bilin. Aylardan Ekim, Kasım ise hurma zeytini sorun… Yalnızca Sakız Adası ve Çeşme – Alaçatı’da yetişen sakız ağaçları ile tanışın. Kendine has rüzgâr kokulu lavantasından hediye paketi yaptırın. Sokak aralarındaki bahçeli, taş otellerinde dinlenmenin, uyumanın keyfini yaşayın, dostlarınızla restoranlarında buluşup hoş vakit geçirin, cafelerinde çay, kahve yudumlayın. Alaçatı’da üretilen seramiklerden ısmarlayın…
Hacı Memiş Ağa’nın yolunu kesip, limanına sığınmasını sağlayan rüzgâr, Alaçatı’nın kötü talihini yenmişti 150 yıl önce... Sonrasında sakızını, bağını, zeytinini, lavantasını farklı kılan rüzgâr, şimdilerde Alaçatı ile dansına devam ediyor hâla… Sörfçüleri ile oynaşıyor, lavanta kokusunu yayıyor, hurma zeytinini olgunlaştırıyor. Ovalarında yetişen sebzesinin tadını farklı kılıyor. Rüzgâr değirmenlerinde elektrik üretiyor…
Mimari dokusu, çevresi, sosyal yapısı korunarak oluşturulan “korumacı turizm” ekonomiye hayat verirken, rüzgâr değirmenleri aracılığıyla elde edilen elektrik, enerji alanında sürdürülebilir kaynak yaratıyor. Sörf istasyonları rüzgâr sayesinde turizme önemli katkılar sağlıyor… Kim bilir belki Alaçatı, gelecekte huzur, dinginlik, yaşama keyfi veren bir “yavaş şehir” olarak çıkacak karşımıza…İşte hem doğası, hem sörf için ideal rüzgârı, sıcakkanlı halkı, cumartesi pazarı, antika dükkânları, klasik müzik dinletileri hem de sosyalleşmek için gece hayatıyla en gözde tatil mekânı Alaçatı'da hayat böyle dolu dolu geçiyor.


No comments:
Post a Comment