Friday, May 17, 2013


Çeşme’nin yanı başında ama kalabalıklardan ırak, bohem bir sığınak Alaçatı; aynı zamanda sörf meraklılarının birinci tercihi...yani rüzgarın evinin olduğu yer......

Alaçatı, denizi titretmeden esen rüzgârıyla, dalından reçineler damlayan sakız ağaçlarıyla, cumartesi günleri kurulan antika pazarıyla, sizleri cumbalı konaklarda Türk kahvesi içmeye davet ediyor...
Antik Çağda adı "Agrilia" olan Alaçatı, Batı Anadolu tarihinde "İonia" diye adlandırılan, İzmir'in güneyinden başlayıp Menderes Irmağına kadar uzanan bölgenin tam merkezinde yer alır. Heredot Tarihi'nin birinci kitabında İonia hakkında şöyle yazar: "İonlar kentlerini bizim yeryüzünde bildiğimiz en güzel gökyüzü altında ve en güzel iklimde kurmuşlardır.

Ne daha kuzeydeki bölgeler, ne de daha güneyde kalanlar İonia ile bir tutulabilir, hatta ne doğusu, ne batısı; kimisi soğuk ve ıslak, kimisi sıcak ve kurak olur." İon kentleri Akdeniz'deki kolonilerin de kurulmaya başlamasıyla M.Ö.7. yüzyılda altın çağlarını yaşamışlardır. Bu dönemde 12 şehirden oluşan İon Birliği özellikle bilim, felsefe, heykeltıraşlık ve mimaride dünyaya yol göstermiştir. Sonraları Roma döneminde de parlak günler devam etmiş, Hristiyanlığın yayılmasında ve Bizans sanatının doğuşunda etken olmuşlardır.

Yunan mitolojisine göre rüzgâr tanrısının yaşadığı yer olarak bilinen Alaçatı, sadece İzmir’den değil Bodrum’dan kaçan mütevazı ruhların da sakin sığınağı. Son birkaç yıldır açılan süslü ve bohem mekânlar sayesinde, eğlenceyi zevke dönüştürmekte mahir olanların da, kendilerini ait hissedebildikleri bir sosyal buluşma alanı aynı zamanda. Ya sörf meraklılarına ne demeli? Merkezi, modern mimari dokunuşlarla tarihin estetikle buluştuğu bir mükemmellik abidesi; sahili ise rüzgârla denizde dans edenlerin, dalgalarla savrulanların vazgeçilmez adresi. Sörfçüler açısından dünyanın yedi önemli parkurundan biri sayılan Alaçatı, ilginç coğrafyasının yanında, mimarisi, yel değirmenleri, yetiştirdiği ürünleri, butik otelleri, bakir plajları ve kolay ulaşımıyla da Çeşme’yi gölgede bırakacak özelliklere sahip.
 

Begonvillerin, sarılarak tül perde gibi örttüğü taş evleri, küçük dükkânları, avlusu mozaikten kahvesi ve sürprizlere açılan daracık sokaklarıyla Alaçatı, yalınlık ve serinlik duygusunu aşılıyor insana ilk bakışta. Alaçatı’ya inerken etraftaki sakız ağaçları dikkatinizi çekecek. Ege bölgesine gelen turistlerin giriş kapısı olan Çeşme’nin bir özelliği de hemen karşısındaki Sakız Adası’na gözle görülecek kadar yakın olması.
Altı bin yıl önce ilk kez Çeşme’de bulunan sakız ağaçları, azalmakla birlikte verimliliğini hâlâ koruyor. Sakız üretiminin yapıldığı özel bahçeleri ziyaret etmenizi öneririz. Alaçatı’da, 1873’den beri hizmet sunan Sakızlar Restaurant’ın bahçesinde, araştırma konusu olmuş 117 tane sakız ağacı var. Bahçede gezinirken ağaçlardan damlayan sakızların mayhoş tadına da bakabilirsiniz. Reçel, muhallebi, sütlaç, dondurma, likör gibi yiyecek ve içecek ürünlerinin yanı sıra kuduz, yılan sokmaları, mide, akciğer ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı çeşitli ilaçların yapımında da faydalanılıyor sakızdan.

1990'larda ilk rüzgar sörfü tutkunları geldi limana. 2000'li yıllarda da taş ev meraklıları. 2001 yılında ilk küçük otel açıldı. Yalnızca 3-4 yıl içinde İzmir Çeşme'ye bağlı olan Alaçatı, Türkiye'nin en gözde tatil yörelerinden biri haline geldi.

Bozulmadan korunmuş, neredeyse en genci 100 yaşında olan taş evler birer birer onarıldı, küçük oteller ve restoranlar açıldı. Alaçatı zamanla öyle güzel bir belde oldu ki, kentsel sit alanı ilan edildi, binaların korunmasına ve ancak geleneksel mimariye uygun olan otellerin yapılmasına izin verildi.

Alaçatı'nın bir diğer özelliği de, dünyanın en çok tercih edilen rüzgar sörfü merkezlerinden biri olması. Birçok uluslararası yarışmaya ev sahipliği yapan Alaçatı sahilleri, sığ olması sebebiyle de sörf öğrenmek isteyenlere oldukça elverişli bir plaj sunuyor. Yaz aylarında Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerini ağırlayan Alaçatı otelleri, uluslararası yarışmalarda ise ünlü yarışmacılara kapılarını açıyor.
Akdeniz'in pırıl pırıl denizi, en sakin plajları Alaçatı'da bulunuyor. Sabah saatlerine kadar yüksek sesli müzik yayını yapılmasına, bar veya diskotek açılmasına izin verilmiyor. Kahvehanelerine dahi

Arnavut kaldırımlı sokaklarda yer alan Alaçatı otellerinde, çivit mavisi panjurlar, mor begonviller odaları süslüyor. Eski Rum evlerinden restore edilmiş bu otellerin içine girdiğinizde buram buram bir tarih kokusu ve Ege misafirperverliği sizi karşılıyor.
öyle özen gösteriliyor ki plastik sandalye yerine ahşap sandalyeler kullanılıyor. Hala parke taşıyla kaplı sokaklarda, Alaçatı otellerinin kelebek dolu bahçelerinden gelen klasik müzikler yükseliyor.

Alaçatı otellerinde konaklıyorsanız eğer, erken uyanmalı ve güneşin ilk ışıklarını seyretmelisiniz. Begonvil çiçeğinin sarmaşıkları arasından bir tutam güneş düşecektir kahvaltı masanıza. Hele bir de Ege zeytini, dalından koparılmış domatesler, kekikle süslenmiş zeytinyağı ve taptaze peynirler sofranıza getirilince, keyfinize keyif eklenecek. Kimi Alaçatı otellerinin bahçelerini ise mavi lavantalar, beyaz yaseminler, mor gelin duvakları süsleyecek.
Bu bahçeli otellerde, taze limonatanızı yudumlamanın ve sakızlı kekinizi kelebeklerle paylaşmanın ayrıcalığına tanık olacaksınız. Alaçatı otelleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, restore edilmiş küçük otelleri, duvarları süsleyen mor begonvilleri ile deniz ve doğa tutkunlarını, büyüleyici atmosferiyle Alaçatı'ya davet ediyor.
 

No comments:

Post a Comment